On iki günde bir iftar ediyormuş!
2011-11-03
dunyabizim.com
Suleyha Şişman, Doç. Dr. Mehmet Rıhtım'la Azerbaycan’ı ve Seyyid Yahya Şirvanî Hazretleri’ni konuştu...
Şifaü’l-Esrar tasavvufi ıstılahları, mertebe ve makamları anlatan müthiş bir eser. Eserin müellifi de Anadolu ve Orta Asya’da en yaygın tarikatlardan biri olan Halveti yolunun pir-i sanisi, Bakü’nün kalbi Yahya Şirvanî hazretleri. Sufi Kitap tasavvuf klasiği olan bu şifa kaynağını 2011’de Sufi Yolunun Sırları alt başlığıyla yayınladı. Bu eseri yayına hazırlayan Mehmet Rıhtım hocamızla Şifa, Azerbeycan’da tasavvufi hayat, Hz. Pir hakkında konuştuk.
Doç. Dr. Mehmet Rıhtım
Mehmet Rıhtım Hocamız, ilk ve orta öğretimini Kayseri ve Konya’da tamamlamış. Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun olup yüksek lisansını hadis dalında Selçuk Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra 1995-96 Bulgaristan İslam Enstitüsü’nde öğretim görevlisi ve dekan olarak görev yapmış. 1997’den itibaren de Azerbaycan’da Kafkas Üniversitesi’nde öğretin üyesi olarak çalışmakta.
2005’te Azerbaycan Milli İlimler Akademisi Elyazmaları Enstitüsü’nde tamamladığı doktorası, Seyyid Yahya Bakuvi üzerine. 2010 yılında doçentlik kadrosuna, 2011’de de Fatih Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne öğretim üyesi olarak atanmış. Azerbaycan ve Türkiye’de beşi tasavvuf sahasında olmak üzere sekiz kitabı var: Mevlana İsmail Siraceddin Şirvani, Bakü, 2003; Seyyid Yahya Bakuvi ve Halvetilik, Kısmet Neşriyat, Bakü, 2005; Folklor ve Tasavvuf Lugatı, Folklor Enstitüsü yayını, Bakü, 2008; Azerbaycan Halk Cumhuriyeti ve Kafkas İslam Ordusu, Bakü, 2008; Kafkas İslam Ordusu Kronolojisi, KAEN neşr. Bakü, 2008; Seyyid Yahya Bakuvi ve Şifau’l-Esrar adlı eseri, Elm Neşriyat, Bakü, 2010; Şifaü’l-Esrar, Sufi Yayınları, İstanbul, 2011; Yahya Kemal Beyatlı, KAENNeşriyat, Bakü, 2011.
Hâlen izinli olarak Bakü’de Kafkas Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Kafkas Araştırmaları Enstitüsü’nde çalışmakta ve Azerbaycan-Türkiye alakaları ve Azerbaycan tasavvuf tarihine dair çalışmaları devam etmektedir.
Azerbeycan'da Baküvî hazretlerinin türbesine teveccühün arttığını duydum.
Azerbeycan'da böyle hassasiyetler ziyadeleşiyor mu?
Seyyid Yahya Baküvî Hazretleri dini, tasavvufi şahsiyeti, eserleri, düşünceleri ve etkileri ile Azerbaycan ve Osmanlı kültür tarihindeki en etkili şahsiyetlerden biri. Bu bölgenin Ahmet Yesevî’si veya Mevlânâ’sı denmeye fazlasıyla layık bir veli. XVI. yüzyıldan itibaren Azerbaycan’da meydana gelen ideolojik değişimler sebebiyle bu büyük insan ihmal edilmiş, unutturulmuş. Osmanlı kaynakları olmasaydı hakkında fazla bir bilgiye de ulaşmamız mümkün olmazdı. Azerbaycan’da ateist diktatörlüğün yıkılmasının ardından başlayan tarih ve tarihî şahsiyetlerle ilgili yeni araştırmalar özellikle dinî-millî kültürün yavaş yavaş ortaya çıkmasına vesile oldu. Buna paralel olarak Azerbaycan halkının millî hafızasında var olan ve şuur altında gizlenmiş bulunan manevî şahsiyetlere karşı muhabbet tezahür etmeye başladı. Seyyid Yahya’nın yaklaşık beş asırdır unutulmuş olması ve hakkında yeterli bilginin olmaması sebebiyle hatırlanması da geç oldu. Ancak son yıllarda Seyyid Yahya hazretleri kendisiyle alakalı kitaplarımızın yayınlanmasından sonra daha çok tanındı. Bakü’deki Şirvanşahlar Müzesi bahçesinde bulunan türbesi birçok kişi tarafından ziyaret edilmeye başladı. Azerbaycan’da tasavvufa menfi yaklaşan dinî akımların yayılmasına rağmen halkın bir kesiminde büyük bir ilgi görülmektedir. Bunun sebebi de Azerbaycan tarihinde tasavvufun büyük bir yerinin ve öneminin olmasındandır.
Yahya Şirvanî Hazretleriyle tanışma serüveninizden bahseder misiniz?
Bu çok anlamlı ve ilginç bir serüven... Diyebilirim ki benim Azerbaycan’da bu kadar sene yaşamamın en önemli sebebi onunla tanışmam olmuştur. İnanıyorum ki hayatımın en verimli ve manalı bölümü de bu dönem. Bundan ötürü Rabb’ime şükürler ediyorum.
Hazreti Pir ile tanışmam Azerbaycan’a gelişimin ilk günü gerçekleşti. Onbeş yıl önce bir Cuma günü Şehitlik Mescidi’nde kıldığımız Cuma namazı sonrası uzaktan görünen Eski Şehir’e (içeri şeher) doğru gitmek, orayı görmek istedim. Mihmandarımla beraber yürüyerek içeri şehirdeki Şirvanşahlar Sarayı’na geldim. Burayı gezerken birden kendimi bir türbenin önünde buldum. Aklıma gelen ilk sorular: “Bu türbenin sarayda işi nedir? Burada kim yatıyor?” Bu soruların doğru ve mantıklı cevabını ne o gün ne de daha sonraki gelişlerimde bulabildim. Müze rehberleri bu türbenin sarayda yaşayan bir âlime, saray şairine ya da bir dervişe ait olduğunu söylüyorlardı.
Bu sırada tasavvuf tarihine dair bir eserde Seyyid Yahya Şirvanî adına rastlamıştım. Onun kim olduğunu da merak ediyordum ancak türbenin ona ait olduğu bilgisine ulaşamamıştım. Bir gün Müze’de çalışan Meryem Hanım’la karşılaştım ve ondan türbenin Seyyid Yahya’ya ait olduğunu duyunca çok sevindim. Nihayet aradığım iki şeyi birden bulmuştum. Bunun üzerine Seyyid Yahya Şirvanî ile ilgili bilgi bulmak ümidi ile kaynaklarda araştırmalar yapmaya başladım. Azerbaycan kaynaklarında bilgi yok denecek kadar azdı ve olanların da çoğu yanlıştı. Aynı zamanda Türkiye kaynaklarına ve Arapça tabakat, tezkire türü eserlere yöneldim. Azerbaycan’da imkânlar çok sınırlı idi ve bu sahada yeterli kaynak bulmak nerdeyse imkânsızdı. Mahir İz’in Tasavvuf kitabı elime geçmişti ki burada Seyyid Yahya’dan kısaca bahsediyor ve dipnotta eserlerinin adını veriyordu. Bunun üzerine konuyu Türkiye’de araştırmaya karar verdim.
Yaz tatilinde İstanbul’da Süleymaniye Kütüphanesi’ne girdim. Oradaki kataloglarda eserlerinin birçok nüshalarını görünce büyük bir hazine ile karşılaştığımı farkettim. İlk olarak Vird-ü Settar’ı okudum, çok etkilendim. Ardından Şifaü’l-Esrar’ı inceledim bu eserin çok önemli olduğunu fark ettim. Burada Seyyid Yahya hakkındaki bilgileri araştırmaya başladım. Biyografi kitaplarından Bursevî’nin Osmanlı Müellifleri’nde, Taşköprülüzade’nin Şakayık’ında, nihayet Hulvi’nin Lemezat’ında çok değerli bilgiler buldum. Böylece benim bundan sonra yapacağım çalışmaların ana istikameti ortaya çıkmış oldu.
Şifaü’l-Esrar’ı hazırlama süreciniz nasıl oldu?
2000 yılında Şifaü’l-Esrar’ın mikrofilimlerini aldım ve çalışmalarıma başladım. Bu sırada yürüttüğüm bir doktora çalışmam vardı. Onu yarıda bırakarak Seyyid Yahya Şirvani üzerinde çalışmaya başladım. Dört yıl süren bu dönemde büyük bir ciddiyetle Seyyid Yahya’nın hayatı, eserleri ve fikirleri üzerine tezimi yazdım. Tabii bu esnada bir kısım engellemelerle karşılaştım. Tasavvuf konusu Azerbaycan için yeni idi ve bu sahanın uzmanı henüz yoktu. Konunun dini bir mahiyet arz etmesi bazı eski devrin anlayışına sahip profesörleri rahatsız etmişti. Zorluklar neticesinde bir ara vaz geçmeyi de düşündüm. Ancak bu zorlu dönemde özellikle danışmanım değerli âlim Prof. Dr. Azade Musayeva’nın teşviklerinin büyük faydasını gördüm. Bu esnada tezimi genişleterek “Seyyid Yahya Bakuvi ve Halvetilik” adıyla 2005 yılında yayınladım. Çalışmam Azerbaycan tasavvufu ile alakalı ilk akademik çalışma ve yayınlanan eser idi. İlim çevrelerinde büyük bir takdirle karşılandı. Benim önümün de açılmasına vesile oldu. Doktoramı başarıyla savundum.
Akabinde Şifaü’l-Esrar’ı tekrar ele alarak tercüme ve sadeleştirmeye devam ettim. Eserin manaca derinliği beni endişelendiriyordu. Seyyid Yahya’nın dünyasına girmek onu anlamak beni aşan bir mesele idi. Hakkını verememekten ötürü onun ruhaniyetini incitmek, vebal altına girmek mümkündü. İşte bu kaygılarla eserle meşgul olmaya ondaki derin sırları anlamaya gayret ederek çalışmaya devam ettim. Yaklaşık beş yıl süren çalışmalarım sonunda bitirebildim. Tam hakkını verdim diyemem. Önce Azericesini yayınlamak istedim.
Şifaü'l-Esrar Hz. Pir'in Türkçe yazdığı tek eseri ve kitapları arasında da en hacimlisi. Sizce Şifaü'l- Esrar'ın önemi nedir?
Şifaü’l-Esrar Hz. Pir’in en hacimli eseri. Yaklaşık 406 sayfa. O devirde bilindiği gibi ilim dili Arapça ve edebi dil Farsça. Vird-ü Settar Arapça yazılmış mükemmel bir eser. Osmanlı’da en çok okunan ve üzerine en çok şerh yazılan vird olma özelliğine sahip. Kütüphanelerimizde onlarca yazması var. Şiirlerini ve diğer eserlerini Farsça yazmış. Herbirisi çok değerli 19 adet eser. Allah nasip ederse hepsini neşretmek istiyorum.
Şifaü’l-Esrar hem bir tasavvufi hikmet kitabı, hem bir adab kitabı, hem de bir usül kitabı. Yani birçok özellikleri olan bir eser. Tabii ki onun en önemli özelliği Halvetiyye sahasında bizatihi tarikatın pir-i sanisi tarafından kaleme alınmış ilk eser oluşu. Bu eserde Halvetiyye’nin bütün temel fikrî hususiyetlerini görmek mümkün. Eser adeta Halvetiyye’nin anayasası mahiyetinde. Bu yönüyle Osmanlı ve Azerbaycan sahası tasavvufunun ve onun en önemli mektebinin düşünce yapısını anlamak için çok önemli bir kaynak hükmündedir. Halvetiyye tarikatı XV. asrın sonlarından itibaren Osmanlı coğrafyasında en çok yayılan ve en çok müntesibi olan bir tarikat. Kırktan fazla şube ve kola sahip cihanşümul bir tasavvufi mektep. Bu mektebin Türkçe olarak yazılmış ilk eseri Şifa’dır.
Bunun yanında özellikle dil araştırmacıları için de eserin dili çok önemli. Bildiğimiz kadarıyla XV. asır ortalarında Farsçanın hükümran olduğu Şirvan bölgesinde nesir olarak Türkçe yazılan ilk tasavvufi eserdir. Anadolu ve Azeri Türkçesinin özelliklerini bünyesinde geniş şekilde barındırmaktadır.
Şifa okumaları yaptığınızı duymuştum. Nasıl açılımları oluyor, bunu nasıl bir metodla sürdürüyorsunuz?
Bazı dostlarla zaman zaman bir araya gelerek eserden okumalarda bulunuyoruz. Bunlar herhangi bir intisabı olmayan entellektüel insanlar. Çok hoşlarına gidiyor. Büyük bir manevi zevkle dinliyorlar. Zaman zaman konular üzerinde tartışıyoruz da. Ayrıca başka muhitlerde de kitabın okunduğunu duyuyorum. Bu önemli bir hadise. İnsanlar böyle bir kitabın Bakü’de yazılmış olmasından büyük bir şaşkınlık ve memnuniyet duyuyorlar. Tasavvufi terminoloji unutulmuş olduğundan kelimeler üzerinde açıklamalarda bulunuyoruz. Bu adeta kaybolan dilimizi ve düşünce dünyamızı yeniden keşfetmek gibi bir şey. Dinleyenler ve okuyanlar da bunu hissediyorlar bundan dolayı çok etkileniyorlar. Bazı kısımları ilk okuyuşta anlamak çok zor. Hele de bu dünyayı hiç tanımamış, tatmamış insanlar için adeta imkânsız gibi bir şey. Yine de kitap okundu ve çok büyük bir ilgi gördü. Bir yıl içinde Azerbaycan baskısı tükendi.
Seyyid Yahya Hazretlerinin en çok hangi yönünden etkilenirsiniz? Mesela en çok rikkatinize dokunan menkıbelerinden birini aktarsanız...
Seyyid Yahya Hazretleri büyük bir mütefekkir. Onun eserleri ve düşünceleri oldukça etkileyici. Ancak onun zühdi hayatı hepsinden daha etkileyici. Sık sık halvete girmesi, on iki günde bir iftar etmesi, altı ay hiçbir şey yememesi gibi. Düşüncelerine yansıyan amelleri… Yani yaşadıklarını anlatması, anlattıklarını yaşaması… Şifa’nın bir yerinde şeyhin vasıflarından bahsederken “Kalbinden ahiret düşüncesi geçerse abdest almak, dünya sevgisi belirmiş olsa güsl etmek farzdır.” der. Dede Ömer Ruşenî mürşidinin dünyaya ve ukbaya karşı tavrına bizzat şahitlik ederek divanında onu şöyle vasfeder: “Gusl eder idi, könlüne nagâh gelse idi hayali ukbanın / Abdest alırdı, geçse idi hatırından hadisi dünyanın.”
Onun tertip ettiği Vird-ü Settar’da büyük bir manevi tesir hissedilir. Onunla alakalı menkıbe beni çok etkiler. Şöyle ki: Bir zaman onun müridleri virdlerinin olmamasından şikayetçi olurlar. “Her tarikatın bir virdi var bizim de olsaydı.” derler. O da Rabb’ine niyaz eder. Âlem-i manada Efendimiz’i (sav) görürler ve Vird-ü Settar’ı talim ederler. Vefatından sonra rüyasında şeyhi gören dostları ona, “Allahu Teâla size nasıl muamele etti?” diye sorarlar. Seyyid, “Bana kemal ve lütuflarıyla tecelli etti. Beni Arş-ı A’lâda bir nurani sedire oturttu, safalı ruhları da etrafıma toplayarak; ‘Yahya! Dünyada iken etrafına dervişleri toplayıp virdini okuduğun gibi burada da oku, bunlar da dinlesinler.’ dedi. Ben de virdimi okuyorum.” diye cevap verir. İşte Hazreti Pir Seyyid Yahya Efendimizin hayatından birkaç levha.
Dünyabizim okuyucularına Yahya Şirvanî hazretleri, Azerbaycan'da tasavvufi hayat hakkında söylemek istediğiniz yahut daha genel çerçevede aktarmak istediğiniz bir şeyler var mı?
Seyyid Yahya Şirvanî Hazretleri için söyleceklerim şudur: O bizim medeniyetimizi inşa eden maneviyat büyüklerimizden biridir. Bugüne kadar sırlı kalması çok manidardır. Belki hikmet-i ilahî demeliyiz. Onu ve onun gibi yüzlerce kâmil mürşidleri, ruh ve gönül insanlarımızı tanımamakla ve araştırmamakla çok şey kaybettiğimizi bilmemiz lazım. Onun binde biri kadar önemi olmayan insanları nesillerimize tanıtır, sevdirirken onları unutmak ve unutturmak, eserlerinden düşüncelerinden istifade etmemek büyük bir kayıp ve bunu affedilmez bir vefasızlık olarak görüyorum.
Azerbaycan bölgesi Selçuklulardan itibaren bizim ilim, fikir, sanat hayatımızı besleyen en önemli kaynaklardan biri olmuştur. Tasavvufi olarak da durum aynıdır. Hatta daha etkindir diyebilirim. Şems-i Tebrizî, Ahi Evran, Şehabeddin Sühreverdî, Somuncu Baba, Habib Karamani, İlyas Amasi, Dede Ömer Ruşenî, Bahaeddin Erzincanî, Alaeddin Halvetî, Hamza Çankırılı gibi büyük mürşidler bu kaynaktan beslenerek Anadolu’yu, bütün Osmanlı coğrafyasını, İslam dünyasını aydınlatmışlardır. Anadolunun hangi beldesini gezseniz mutlaka buradan feyz almış bir Allah erinin kabrine rastlarsınız.
Bir medeniyetin çocukları olarak bütün İslam âlemini birbirine sevgiyle bağlayan Kur’an ve sünnet çerçevesinde Allah’ın rıza ve hoşnutluğunu taleb eden bu maneviyat önderlerinin değerini bilmeliyiz.
http://www.dunyabizim.com/?aType=haber&ArticleID=7813
|
Bu haberle ilgili kitaplar
|
Bu haberle ilgili yazarlar
|