Kitaplar > Tasavvuf Edebiyatı > Cebrail'in Kanat Sesi

 
Cebrail'in Kanat Sesi


  • İlk Baskı Tarihi: Aralık 2005
  • ISBN: 975-9161-09-5
  • Kağıt:
  • Sayfa Sayısı: 144
  • Cilt:
  • Barkod:
  • Ebat: 13,5x21,0 cm
  • Baskı Sayısı: 1
  • Fiyatı: 5 TL. TL

Kitap Hakkında
Basında Bu Kitap
Okuyucu Yorumları
Yazar Hakkında
Teknik Bilgiler
Video
Satın Al

Son bin yıllık İran edebiyatında eşi bulunmayan yapıtlar. Cebrail'in Kanat Sesi, İslâm dünyasında sezgi ve ilhama dayanan felsefenin temellerini atan Şehabeddin Sühreverdi'nin felsefî ve irfanî sembolik hikâyelerinden oluşuyor. İnsanın öyküsünün bu âlemdeki yalnızlığıyla başladığını söyler Sühreverdi. Ve hikâyelerinde, varlık âleminden yokluk diyarına gönderilen insanın, asıl vatanına dönme iştiyakını anlatır. Gayb âlemine çıkılan seferin adım adım öyküsü...Yolcunun karşılaşacağı engller, tehlikeleri aşmanın usûlleri ve menzillerin esrarı...

Derunî yolculuğun bilinmezleri, sembollerin diliyle Cebrail'in Kanat Sesi'nde... Aşkın Hakikati, Anka Kuşunun Sesi, Cebrail'in Kanat Sesi, Çocukluk Halleri, Kırmızı Akıl, Kuşlar Hikâyesi, Karıncaların Dili, Sufiler Arasında, Batıya Yolculuk isimlerini taşıyan 9 ayrı hikâyeden oluşan eser, Sühreverdi'nin büyük bir filozof olmasının yanısıra büyük bir edebiyatçı oluşunu da belgeliyor. Kur'an, irfanî bilgi ve antik İran hikâyelerinden esinlenerek yazılan hikâyeler, zahiri anlamlarının yanısıra pekçok felsefi ve irfani bilgiye de kaynaklık ediyor. Aşka hemdem olmak isteyenler için...
Kitap Yorumları
Okuyucu Değerlendirmesi:
0  Değerlendirme  |  0  Yorum
  Tüm Okuyucu Yorumlarını Okuyun
  Yorumunuzu Yazın

Bu kitap hakkında yorum bulunmamaktadır

Tüm Okuyucu Yorumlarını Okuyun

Bu kitap hakkında yorum bulunmamaktadır

İsim:
Şehabeddin Sühreverdi
Yaşadığı Yer:
Doğum Tarihi:
Doğum Yeri:
Eğitim:
E-Posta:
Web:
Hakkında
Şeyh İşrak, Şeyh Maktul, Şeyh Şehid ve Şehab-ı Maktul lâkaplarıyla tanınan Ebu'l-Fütuh Şeyh Şahabeddin Yahya bin Habeş bin Emirek Sühreverdi hicri 549'da İran'ın Zencan vilayetine bağlı Ebher ilçesinin Sühreverd köyünde dünyaya geldi. Sühreverdi, ilk eğitimini kendi köyünde tamamladı. Daha sonra, felsefeye, özellikle İbni Sina'nın görüşlerine şiddetle karşı çıkacak olan Fahruddin-i Razi ile birlikte, o dönemde İran'ın ilim merkezi konumunda olan Merağe şehrine giderek Şeyh Mecdüddin-i Ceyli'den hikmet ve fıkıh usûlü dersleri aldı. Merağe'de bir müddet kaldıktan sonra ilim tahsilini tamamlamak üzere İsfahan şehrine gitti. Orada Zahiruddin Kari veya Zahiruddin El Farsi namıyla meşhur bir mantıkçının yanında İbnu Sahlan es-Sevî’nin Beşâir adlı eserini okudu. Sühreverdi’nin Merağe ve İsfahan'daki bu iki hocası dışında elbette başka hocaları da olmuştur ama maalesef bunların kim oldukları hakkında herhangi bir bilgiye sahip değiliz. Sühreverdi, Merağe ve İsfahan şehirlerinde felsefe, mantık, fıkıh, hadis, tefsir ve edebiyat başta olmak üzere, o dönemde medreselerde okutulan bütün dersleri okudu. Eserlerinden onun matematik, astronomi ve ulum-ı garibe denilen ilimlerden de haberdar olduğu anlaşılmaktadır. Sühreverdi, İsfahan'da bulunduğu dönemde sufilerle tanışmış, Beyazid Bestami ve Hallacı Mansur gibi ariflerin etkisinde kalmıştır. Büyük bir ihtimalle yine bu dönemde, Antik İran felsefesi veya kendi deyimiyle Husrovani hikmetin temel esaslarıyla tanışmıştır. Sühreverdi, İsfahan'da ilim tahsilini bitirip sufilerle tanıştıktan sonra uzun seferlere çıktı. Anadolu ve Suriye'ye gitti. Uzun bir zaman Diyarbakır, Miyafarkin (Silvan), Hani ve Mardin şehirlerinde kaldıktan sonra Konya ve Sivas'a gidip Sultan II. Kılıçarslan'ın oğulları Berkyaruk, Melikşah ve Süleyman'a ders verdi. Sonra tekrar Diyarbakır'a döndü, oradan da Suriye'ye giderek Selahattin Eyyubi’nin oğlu ve Halep şehrinin hakimi Melik Zahir’in isteği üzere, şehid olacağı güne kadar Halep'te kaldı. Sühreverdi, bu zaman zarfında nefsini terbiye etmeyi esas alarak zamanının çoğunu itikaf, ibadet ve teamülle geçirmiş, kendisini çetin riyazetlere adamıştır. Sühreverdi’nin Halep şehrinin ulemasıyla olan ilmi tartışmaları Melik Zahir’in kulağına gittiği zaman Sühreverdi’yi şehrin önde gelen âlimlerinin katıldığı bir münazaraya davet etti. Melik Zahir bu münazara sırasında Sühreverdi’nin düşüncelerinden çok etkilendi ve kendisine, Halep'te kalıp ders vermesi için gerekli ortamı hazırladı. Melik Zahir'in Sühreverdi’yi sevip kollaması, her gün kendisiyle görüşmesi ve Sühreverdi’nin kimseden korkmadan açık sözlülükle bildiklerini anlatması şehir ulemasının rahatsızlığına neden oldu. Sühreverdi’yi Melik Zahir’e şikâyet etmekle bir fayda elde edemeyeceklerini bildiklerinden, altında mühürlerinin olduğu şikâyetnameyi Selahattin Eyyubi’ye gönderdiler. Haçlılarla savaş halinde olan Selahattin Eyyubi, ulemanın desteğinden mahrum kalmamak için oğluna Sühreverdi’yi öldürmesi emrini verdi. Melik Zahir, babasını bu karardan vazgeçirmek istediyse de başarılı olamadı, sonunda istemeyerek de olsa babasının emrini yerine getirmek zorunda kaldı. Melik Zahir, tahta oturduğu zaman Sühreverdi’yi çekemeyip Selahattin Eyyubi’ye şikâyet ederek öldürülmesine sebep olan âlimlerden bazılarını öldürdü, bazılarının da mallarına el koyup zindana attı. Sühreverdi’nin hangi tarihte şehadet makamına ulaştığına dair kesin bir bilgiye sahip değiliz. Bazıları onun hicri 586'da, bazıları da 588'de öldürüldüğünü söylemişlerdir ama 587 tarihi ilim âleminde daha çok kabul görmüştür. Sühreverdi’nin nasıl şehid edildiği hakkında da kesin bir bilgiye sahip değiliz. Bazıları onun kılıçla, bazıları boğularak, bazıları da aç bırakılarak öldürüldüğünü söylemişlerdir. Öğrencisi Şehrzuri’nin, Sühreverdi’nin hayatını kaleme aldığı yazının son kısmında onun şu cümlesini nakletmektedir: "Her şeyin kaynağı olan Allah’a kavuşmam için beni bir evde hapsedin, yiyecek ve içecek vermeyin." Buradan, Sühreverdi’nin Melik Zahir'den hakkında verilen ölüm hükmünü bu şekilde uygulamasını talep ettiği anlaşılmaktadır. Melik Zahir'in de bu isteği kabul ettiği rivayet edilmektedir. Sühreverdi’nin Yöntemi Aristo'nun ve Eflatun'un farklı felsefi yöntemlere sahip olmaları ve aralarındaki ihtilaf, filozoflar arasında iki büyük ekolün meydana gelmesine sebep oldu. Eflatun İşrakî keşf ve şuhûdu benimsediği için sonraları taraftarlarına İşrakî hekimler denildi ama Aristo, üstadının tersine, taraftarlarını felsefî istidlal ve burhanı yöntem olarak kullanmaya sevk etti. Aristo'nun kurmuş olduğu akıl ve istidlale dayanan Meşşaî felsefesi kısa bir zamanda yayıldı ve birçok yerde Eflatun'un kullandığı İşrakî yöntemin yerini aldı. Böylece miladi yedinci yüzyıla kadar Aristo yöntemi ve Meşşaî felsefesi resmi fels...

  • Dizi: Tasavvuf Edebiyatı
  • İlk Baskı Tarihi: Aralık 2005
  • ISBN: 975-9161-09-5
  • Sayfa Sayısı: 144
  • Ebat: 13,5x21,0 cm
  • Baskı Sayısı: 1
Grubuna Katıl
Takip Et
© 2010 SUFİ KİTAP
tasarım primeart