İslam irfan tarihinin en mühim şahsiyetlerinden birisi olan Şeyhü’l-Ekber Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin, en çok tartışılan eseri Füsusu’l-Hikem (Hikmetlerin Özü)’dir.
Peygamberimiz’den aldığı talimat üzerine, “ne bir harf noksan ne de bir harf fazla” olmamak üzere nakledilen bu hikmetlerin her biri, bir Peygamber’in hakikatinden süzülüp gelmiştir.
Eserleri ile İslam irfanının zenginliğini ve enginliğini ortaya
ymuş olan bu büyük bilgenin, mühim eseri Füsusu’l-Hikem’in yeni bir tercümesini sizlerle paylaşıyoruz.
Füsus’un Türkçe okuyup yazanlar açısından sarih, temiz ve duru bir tercümesi olma niyazıyla sunduğumuz bu kitabın Şeyhü’l-Ekber’in irfan dünyasındaki derinliğini aksettirmesi dileğimizdir.
Kitap Yorumları
1 Değerlendirme | 1 Yorum
Her filozof gibi Arabi’de Gerçek olanın peşindedir
ALİ NAKİ GÜNDOĞDU yazdı
Her filozof gibi Arabi’de Gerçek olanın peşindedir; fakat bu Gerçek nasıl bilinecektir. Gerçek denilen şey hiç kuşkusuz hakiki Gerçek değildir.
İbn-i Arabi için bizi çevreleyen ve bizimde kendisine Gerçek gözüyle bakmaya alışkın olduğumuz, hislerimizle idrak ettiğimiz alemden ibaret bu; Gerçek denen nesne aslında hayalden başka bir şey değildir. Bizler hislerimizin aracılığıyla çok sayıda eşyayı idrak etmekte , bunları birbirinden ayırmakta , aklımızda bunlara bir çeki düzen vermekteyiz ve böylece sonuçta etrafımızda kuvvetli, sağlam kararlı bir şey oluşturmuş oluruz. Bu kurduğumuz nesneye de Gerçek deriz ve bununda gerçek ve doğru olduğundan kuşku duymayız, değil mi?
İşte İbn-i Arabi’ye göre bu kabul edilebilir bir “gerçek” kavramı değildir. Başka bir şekilde söyleyecek olursak gerçeği itibariyle Varlık (Vücud) değildir.
Tüm Okuyucu Yorumlarını Okuyun
Her filozof gibi Arabi’de Gerçek olanın peşindedir
ALİ NAKİ GÜNDOĞDU yazdı
Her filozof gibi Arabi’de Gerçek olanın peşindedir; fakat bu Gerçek nasıl bilinecektir. Gerçek denilen şey hiç kuşkusuz hakiki Gerçek değildir.
İbn-i Arabi için bizi çevreleyen ve bizimde kendisine Gerçek gözüyle bakmaya alışkın olduğumuz, hislerimizle idrak ettiğimiz alemden ibaret bu; Gerçek denen nesne aslında hayalden başka bir şey değildir. Bizler hislerimizin aracılığıyla çok sayıda eşyayı idrak etmekte , bunları birbirinden ayırmakta , aklımızda bunlara bir çeki düzen vermekteyiz ve böylece sonuçta etrafımızda kuvvetli, sağlam kararlı bir şey oluşturmuş oluruz. Bu kurduğumuz nesneye de Gerçek deriz ve bununda gerçek ve doğru olduğundan kuşku duymayız, değil mi?
İşte İbn-i Arabi’ye göre bu kabul edilebilir bir “gerçek” kavramı değildir. Başka bir şekilde söyleyecek olursak gerçeği itibariyle Varlık (Vücud) değildir.